28 Kasım 2021

Alev İnisiyeleri- Manly Palmer Hall

Bu dünyada uygarlığın bu aşamasında bile, antik tapınakların rahipleri gibi, dünyayı dolaşıp insanlığın sunağı üzerine yanan kutsal ateşleri izleyen ve koruyan ruhların olduğunu çok az insan fark eder. Alev'i korumak ve gözetmek için yeryüzündeki hayatlarından vazgeçen arınmış olanlar, insandaki manevi ilkenin, şimdi yıkılmış tapınakların kalıntılarının altında gizlendiğini biliyorlar.

Tarihimizin ilerleyişine bakıldığında, ateşin insan türünün dini törenlerinde önemli bir rol oynadığını görüyoruz. Neredeyse her dinde rahiplerin ve rahibelerin kendi hayatlarından daha büyük bir özenle korudukları kutsal sunak ateşlerini buluyoruz. Kutsal Kitap'ta, eski İsraillilerin tek bir bağlılık şekli olarak kullanılan kutsal ateşlere yapılan birçok referans buluyoruz. Yakılan Adaklar Sunağı, insan ırkı kadar eskidir ve ilk insanın kendisini eski Lemurya' nın sislerinden çıkardığı, ilk olarak güneşi, büyük Ateş Ruhu'nu gördüğü zamana dayanır. Pers İnisiyeleri, Zerdüşt'ün takipçileri arasında ateş, evreni yarattığı söylenen Büyük Ateş Tanrısı Hürmüz'ün (Ormuzd) onuruna kullanılmıştır.

Güneş sistemimizin güneşi, yani fiziksel dünyanın arkasındaki Manevi Güneş, alevlerden biridir. Bizimkinden daha büyük değildi ve çekim gücü ve artan enerjilerin dönüşümü ile bugünkü oranlarına ulaştı. İnsandaki bu alev Karanlıkta Parlayan Işık'tır. Kendi içindeki Ruhani Alev'dir. Hiçbir dış ışığın yapamayacağı şekilde aydınlanır. Ondan yayılan bu ışıma, tek tek, kozmosun saklı şeylerini görünür kılıyor ve cehaleti, ışığın yayılmasıyla tamamen aynı oranda ortadan kaldırıyor, çünkü bilinmeyenin karanlığı sadece ışıkla ortadan kaldırılıyor. Ve ışık ne kadar büyük olursa, karanlık da o kadar geriye doğru sürülür. Bu, hayatın karanlık geçitleri boyunca taşıdığı ve taşların arasında ve dar uçurum kenarları boyunca ışığında korkmadan yürüdüğü Felsefe Kandili'dir. Fakat her ne kadar başka şeyler kazansa da ve bu ışığı kendi içinde bulamasa da nereye gittiğini bilemez; ayak izlerini izleyemez ve cehaletini hakikatin ışığıyla ortadan kaldıramaz.

İnsan kendini yükselişe geçirdiği ilk zamandan beri bir simyacıydı ve güçleri uzun zamandır gizliyken kendisini insan olarak telaffuz etti. Deneyimler, filozofun deney yaptığı yaşam kimyasallarıdır. Doğa, sırlarını kendi harika sembolizmiyle anlamaya çalışan harika bir kitaptır. Kendi Manevi Alevi'nin ışığını yansıtan lambadır ve bu olmadan basılı sayfalar onun için hiçbir şey ifade etmez. Kendi bedeni, Filozof Taşı'nı hazırladığı fırındır; duyuları ve organları test tüpleridir ve teşvik, brülörden çıkan alevdir. Tuz, kükürt ve cıva sanatının kimyasallarıdır. Kadim filozoflara göre tuz toprak dünyevi idi, kükürt ruhu olan bir ateşti, cıva ise hiçbir şey değildi, sadece Yunanlıların kanatlı Hermes'i gibi bir elçiydi. Rengi kırmızı ve mavinin harmanlanmasıyla oluşan mordu- ruhun mavisi ve bedenin kırmızısı.

Simyacı, kendisinin Felsefe Taşı olduğunu ve bu taşın tuz ve kükürt veya ruh ve beden, cıva ile zihnin bağları arasında birleştirildiğinde elmas gibi yapıldığını fark eder. İnsan, duygusal hayvan olduğu gibi, aklın enkarne ilkesidir de. Bir ayağı göklerde diğeri de yeryüzünde duruyor insanın.

Modern simyacı eski kardeşinin asla sahip olmadığı bir fırsata sahiptir. Yoğun bir sokak köşesinde günlük olarak doğanın sürdürdüğü deneyleri görebiliyor. Metallerin karışımını görüyor ve günlük yaşam kitabından analoji gücüyle İlahiyatı öğrenebilir. Tecrübe ve sık sık acı çekmesiyle ruhunun çeliğini hayatın alevinde dövüyor.

Şimdi test tüpleri ve şişeleri onun uygulayıcıları olduğu yerde, o zaman dünyalar ve küreler çalışacak ve sessiz bir gözlemci olarak, tüm evrenin en büyük simyacısı olan, dünyanın en büyük simyacısı olan yaşamın yarattığı İlahi Bir'den yeniden kurmayı ve dünyaların inşasını öğrenecektir.

ALINTIDIR: Hermes Yayınları-Alev İnisiyeleri- Manly P. Hall- Çevirmen: Şehmus Ay (Sayfa 15,23,25,33,49,51,53,54)